24 Ekim 2016 Pazartesi

Veda, Eda, Ada..

En çok geceler zor geçiyor sevgilim..
Biricik sevgilim..
Hayatıma anlam katan,
Bambaşka bir pencereden
Beraber bakma keyfini yaşadığım kadın.

Ne çok sevdim seni bir bilsen.
İçimdeki sen
Bir başka seven
Başka hisseden.
Hen sen olarak kal sevgilim.

Ne çok üzdüm seni,
Gözyaşlarını engelleyemediğim her gece lanetim.
Sevgilim.

Bir evlat gibi sevdim seni
Bir ana
Bir hayat arkadaşı gibi sevdim.
Ama 18 yaşında bir delikanlı gibi heyecanlı
Ama 70 inde bir ihtiyar gibi sadık ve bilgece.

Sen uyurken seyrettim seni
Koynuna girdim.
Gizemine sarıldım.
Sevgilim "gitme!" diyemedim.

Yorgunum bu hayattan sevgilim
Hele ki seni başkalarıyla....
Yazamıyorum bile

Son nefesim gibi sevmişim seni
Bu bir elvadadır ruhum.
Sende kalsın
Son parçam
Unutma asla gecelerimizi!

Bu bir elveda sevdiğim.
Bu hiç unutmayacağımın namesi
Seni ne çok özlediğimi
Bu satırlarda esir edeceğim.

Elveda varlığımın son şahidi.
Seninle beraber tüm mutlu anıları saklıyorum en derine.


İyi geceler başka bir nefesini hissettiğin bu geceye.




5 Temmuz 2016 Salı

Name I

Hanımlar ve beyler karşınızdayım..
Tüm yüklerim, kederlerim ve bir bu kadar daha deneyimlerim..
Tüm çıplaklığıyla.
Bir miras bırakmak istiyorum..
En azından birkaç nesil hatırlanmak.
Ziyaret edilecek bir mezarımın olmasını istemiyorum mesela.
Kimsenin hayatında öyle bir yer etmek istemiyorum.
Öyle bir anıda var olmanın düşüncesi bile acı veriyor insana.
Mutlu karelerde yer almak isterim mesela.
Sesimin tınısı yerleşsin birkaç insana fotoğraflara baktıklarında.

Bazen çok hafifliyorum uzaklaşınca tüm o kaos'dan.
Bazen yaşam ve ölümü ayırtedemez hale geliyorum.
O kadar ince bir ip üstünde yürüyorum.
Mesela dünyanın kederini o kadar fazla hissediyorum ki..
Tanrı'nın varoluşuna dahi öfkeleniyorum.
Bazen hiç doğmamış, varolmamış gibi hissediyorum.
O kadar kum tane gibi hissediyorum ki.
Neden bu kadar anlam yüklüyoruz ufacık hanelerken evrende.
Çoğu insanın neler düşünebildiğini tahmin etmek çok can sıkıcı.
Aslında neler olacağını az çok tahmin etmek can sıkıcı.
Tüm sınırların kalkması zihninden azar azar.
Sevginin tüm anlamları farklılaşıyor.
Daha farklı hissediyorsun.
Acaba bu olgunlaşmak mı?
Sorularıma cevaplar arıyorum.
Her sorum yanıtsız kalıyor çoğu zaman.
Peki sen verebilecek misin cevap;
Kalacak mısın uzun kış geldiğinde dahi?

8 Haziran 2016 Çarşamba

Bir Çiftlik Akşamı


Bir kadeh rakı, diktiğin ceviz ağacı, yaşım kadar meyve ağaçları, doğduğum topraklar.
Ne kadar oldu sahi?
Geçenlerde yine kırmızı bir arabada seni aradım. Yaşım 25 ve hala bir yanım gizli ajan olduğuna inanıyor.
Hafif bir rüzgar eser buğday tarlaları tarafından.
Bu kadar zaman.
Çok yoruldum ben artık.
Öyle böyle değil be.
Olsan adam adama dertleşsek.
Musa Eroğlu - Mihriban
Seversin sen.
Usulca gelsin arkadan.
Savaşmaktan yoruldum.
Bırakamıyorum, bırakamam işte gittin ya.
Aldık ihaleyi üstümüze.
Gelemiyorum yanına
Bu dünya üzerinde varlığının olduğu yere tam 18 yıldır yaklaşamıyorum.
Çünkü utanıyorum.
Çok canım yanıyor be
Çiftliği en yeşil zamanında
Berrak gökyüzüne sahip bir akşamda
Ölesiye korkuyorum
Bigün "baba" diye biri seslenir diye.
Neyse işte paramparça içim.
Neyi severim? Neye tutunurum bilmiyorum.
7 yaşından beri parça parça içim.
Keşke anlatabilsem
Çok sevdim be baba
baba ben hiç böyle olmadım be
Siyahın en dibini görmek böyleymiş
Çok kızıyorum
Bu öfkeyle kopkoyu oluyor içim
Çöküveriyor karanlık
Çok sık dolar oldu gözlerim
Çok yalnız kaldım bu son zamanlarda
Bi şöyle uzatsan elini omzuma
"oğlum" desen ya
Hiç hatırlamıyorum sesini
En çok da buna kızıyorum
"oğlum" desen ya bi bana
Hadi be
Çok ihtiyacım var.
"Geçecek aslanım" desen ya
Geçmiyor ulan!
Çok acıyor baba.
Herkes gidiyor,
Herkes susuyor.
Ben yok oluyorum
Ben yok ediyorum kendimi
Affet n'olur
Bunca zaman hiç konuşmadığım için.
Öyle ya erkek adam olduk.
Sustuk, iki damla göz yaşından korktuk.

29 Mayıs 2016 Pazar

Papatyalarıyla mutlu kadın

İnsanların sevdikleri kişilerin, sevgilerinden emin olamadıkları zamanlarda papatyalara kıyıp güzelliklerini bozmasını pek tasvip etmiyordu. Hem sevdiceginin aklıyla düşünmeye çalışan kızımız matematiksel olarak hesapladığında da bu durumu şaibeli bulduğunu bi kez daha teyit ediyordu. Çünkü papatyalar yaratılışlarından dolayı tek sayıydı. Yani seviyorla başlanan papatya falı mutlaka seviyor çıkıyodu ama insanlar pek tabii bunu bilmiyordu. Gerçi insanlar papatyalarla ilgili çoğu şeyi de bilmiyordu. Peki sevdiceğim papatyaların sadece topraktan kopartıldıklarında koktuğunu biliyor muydu? Belki bilmiyordu, şimdi öğrenip 'oha lan doğru mu acaba' diye internete bakacaktı. Ya da üşenmesine kılıf bulup 'hanım diyo işte ne bakcam internete' diye düşünecekti. Tüm bunlar yaşanırken sevdiceğinin gülüşüne dünya üzerindeki tüm papatyaları hiç edebilceğini, ve hatta sevdiceğini bi papatyaya benzettiğini söylese şaşırılır mıydı?  

12 Mayıs 2016 Perşembe

Ne kadar

Sevmek öyle kristal narin bir vazo değildir hatun.
Sevmek sen yoldan geçerken sevebilmektir.

7 Şubat 2016 Pazar

minik kalp kırıklıkları

Umutların bitmeyeceği günler isterdi

Umutların bitmemesi için de destek. 
Pek fazla destek alabilceği bişi olmadığından ya kuşlara ya kedilere sarılıyodu her boşladığında. Ta ki hayatına biri girene dek. Bi bardak çaya 2 küp şeker biraz sohbet bi de camel varoluşa şükür gibiydi.

Ne zaman sohbet gitmek üstüne kuruldu, tam o zaman içeride tsunamiler yaşandı. Allak bullak karmakarışık. Neresini anlatsak ne desek bilemez olduk. 
Uzaklar vardı, sevda da vardı. 
Sorunlar da sevdaya dahil değil miydi? Değildi işte, huzursuz bi gece bile olmamalı, ayrı yatılan gecelerde uyku tutmamalı.


Zaten artık destek istediğinde kuşlara yada kedilere sarılmıyodu. 
Onlar hep aynı şeyleri diyolardı.
Adama da sarılamadı.
Öylece ağladı

26 Ocak 2016 Salı

Herhangi bir Ev Herhangi bir Akşam.

Bir akşam, sıradan bir akşamdan beklenecek her şeyi bulabileceğiniz, herhangi bir ülkeye ait herhangi bir toprak parça üzerine yerleşmiş herhangi bir apartmanın sayısını ve sırasını bilmediğimiz bir katında yaşanılan sıradan bir akşamdan beklenen her şey içerisinde yaşayan insanlar tarafından gerçekleştirilmişti.

Bu dairede yaşayan kadın bir cümlesiyle her duyguyu yerli yerine koyacak özel güçlere sahipti. Adam bu yüzden etkilenmişti belki de ondan. İçinde yaşadığı heyecanlar tekrar alevlenmiş, hayattan beklentileri tekrar artmıştı, kalbinin atışını yeniden hissetmesini saymıyorum bile. Bazen durup düşünmeyi unutan adam her seferinde yanındaki kadına bunun için güvendi, hiçte yanılmadı. Şaşırtıcıydı belki onun için ama karşısındaki kadına gerçekten tamamen bırakabilirdi belki kendini. Kim bilir bir gün geminin dümenin paylaşmayı bile göze alabilirdi onunla. O kadar gözü kara sevmiyordu, o kadar ileriye gidebilmeyi her ölçüde kafasında tartabiliyordu sadece. Yani bir cesaret işi değil akıl mantık ve kalbin bir bütünüydü. Ruhuyla seçmişti onu. 

Günlerden bir gün, sıradan ve herhangi bir apartman katında olan bu dairede yaşayan kadın ve adam akşam yemeklerini yemiş, gündelik telaşları bir kenara bırakmış ve usul usul birbirlerine sokulmaktayken kadın durdu.

"Sen artık eskisi gibi heyecanlı değilsin sanki?"

Aslında bu cümle tüm hikayeleri berbat edebilecek güce sahipti adam için. Çünkü bunu sevgisizliğe yormuştu, halbuki o mutlu olsun diye yapamayacağı şey yoktu. Koymuştu kafasına kanının son damlasına kadar savaşmayı fakat şimdi bu cümle nereden çıkıp gelmişti karşısına?

Tüm bunların hüsranı içinde yutkunup ağzından tek bir kelimelik soru çıkıverdi.

"Nasıl yani?" 

Biraz durup düşündü adam, sakince bakıp doğruyu görmesi gerekiyordu. Cümleden anladıkları, adamın kahramanı olan bu kadının söyleyebileceği bir cümle olarak gelmiyordu kulağına. Biraz zaman geçip gerçekten dinlediğinde anladı ve son birkaç gündür ona bakmadığını hatırladı. Bunun için pişman olabilir ve kendine kızabilirdi. Yapmadı. Yapması gereken bunu hatırlamak ve hiç unutmamaktı. Hayatlarında ki tüm engellerin ve zorlukların karşısında durup el ele vereceklerdi. İstedikleri ve bekledikleri buydu. Bu zorluklara takılıp düştüklerinde birbirlerine sarılacaklardı. İlk ve son gün. Adam hatırladı, tekrar ve tekrar. 
Daha sonra kadınına döndü baktı. Tekrar ve tekrar.


14 Ocak 2016 Perşembe

Sanki..

İnce uzun orman yolunun çıktığı yeri merak ettikleri için gidiyorlardı Kostarika Rika'nın ucuz bucaksız oman denizinde. Merak ettikleri her şeyi yapmak istiyorlardı beraber bu yüzden çıkmışlardı yola. Bir tutarsam elini bırakmam ama. Diye idamlara konu olan bir maceraya uzanan bir durumdalardı. Hem çok farklı iki dünya hem tamamen aynı renkte bir tablo.
Yollar yıllar önce aldıkları kararları uyguladıkça daha özgür hissediyorlar. Geçtikleri 23 ncü ülkede özlem duydukları tüm diğer kararlarına sahip çıkmak için döndüler. Döndüklerinde hissettikleri ve yaptıkları herşey sırtlarını dayadıkları tekerlekler üzerinde olan evleri, karavanlarıydı.

Baktığında hayatı gören,mutluluğu tatmış iki insanın sakinliğiyle kapadılar gözlerini hayal edip karar verecekleri bir maceranın rüyasına

10 Ocak 2016 Pazar

Vakit - Ömür

Ben!

Tanrı’nın yalnız çocuklarından biriyim sadece!
Ben, tanrı’nın unutulmuş topraklarına bir başına bırakılmış bir canlıyım.

Susuz, şaşırmış.

Neden terk edildiğini anlamak için ömür tüketmiş olanların arasında gezinen bedenimden ayrılan ruhumun her bir parçasına doldurduğum anıların acısını en derininde yaşayan ben. Sana dokunmak için nice yalnızlıkları aştım. Nice suskunluk denizini geçtim.

Sarhoş olabilmekten başka bir meziyet gösteremeyen varlığımı silmek için dünya üzerinden çaba gösterdiğim bir zamanda girdi kanıma zehrin. Sevmek yeniden anlam ifade etmesin diye anlamsız ve birbirini ardı sıra izleyen cümlelerimle doldururken içimi çıkagelen aydınlığına kıstıysam gözlerimi mazur gör, unutmuş böyle parlaklığı gözlerim,ruhum.

Tam da silinip giderken insanlığımın son izleri, bir adım ileride kaybedecekken tamamen, zarların ne geldiğine bakmaya bile dermanım yokken ve tüm bunlara hazırken ben, senin gelmiş olman Tanrı’nın en güzel varlığını ispat etme yoluydu beklide.
Bazı cümleler en içine kadar işler. Sen kuramazsın o cümleleri, bir anda gelir ve kaybolmaz. Siner içine, hayallerine;

“Vakit seninle böyle geçiyorsa sevgilim, ömür dediğinde geçer.”


Kapı açık giriver ardından kapat kitle. Soğuk girmesin içeri.